ULUSLARARASI ÖRGÜTLER VE İNSAN HAKLARININ KORUNMASI – I

İnsan haklarının korunmasında başlıca yükümlü devlettir. Bununla birlikte insan haklarının ihlal edilmesinde değişmeyen taraf da devlettir. Devletler insan haklarını doğrudan dikey etkiyle ihlal edebilecekleri gibi kimi zaman bireylerin ilişkilerinden doğan ihlallerin yani yatay etkinin sonucunda, insan haklarının korunması yükümlülüğünü yerine getirmeyerek de ihlal edebilirler. Devlet-birey ilişkisi doğası gereği bu çelişkiyi içinde barındırır. Bu nedenle uluslararası örgütlerin denetim ve yaptırım mekanizmaları insan haklarının korunması bakımından çok önemlidir.


aaaUluslararası örgütler, günümüzde uluslararası barışı ve insan haklarını korumakta kilit rol üstlenen uluslararası hukuk kişileridir. Bu örgütlerin geçmişini 1800’lerin başına kadar götürmek mümkün olsa da küresel etkiye sahip örgütlerin geçmişini 1920’den başlatmak ve atasını Milletler Cemiyeti olarak belirlemek isabetli olacaktır. Bu örgütlerin devlet-birey çatışmasını önlemek ve insan haklarının korunmasındaki rolünü iyice anlayabilmek için, tarihte biraz geriye gitmek ve uluslararası örgütlerin kurulması sürecini yaratan ilişkilerden bahsetmek gerekir.

aaa30 Yıl Savaşları’nı sona erdiren 1648 Westphalia Barış Antlaşması ile imparatorluklara karşı ulus devlet anlayışı zafer kazanmıştır. Ulus devletlerin temel ilkelerinden biri ise “devletlerin mutlak egemenliği ve eşitliği” ilkesi olmuştur. Çok uluslu imparatorlukların yıkılmaya başladığı bu süreci Fransız İhtilali ve Napolyon Savaşları izlemiş, yükselen milliyetçilik akımı ile dünya sistemi “uluslararası” sistem halini almıştır. Bu yeni dünya düzeninde ise mutlak egemen ve eşit devletlerin birbiriyle yegane işbirliği aracı uluslararası örgütler olmuştur. İnsan haklarının uluslararası alanda korunması fikri ise 19. yüzyılın sonuna kadar dile getirilmemiştir.


aaaİnsan haklarının uluslararası alanda korunması fikri, 1899 ve 1907 yıllarında gerçekleştirilen Lahey Barış Konferanslarında dile getirilmiş ancak mutlak egemen ulus devletlerden yeterli desteği alamamıştır. Konferansta insancıl hukuk, modern savaş hukuku ve savaşlarda sivillerin korunması konuları başta olmak üzere her yurttaşın evrensel temel haklarının olduğu ve bunların devlet ihlallerinden korunması gerektiği üzerinde durulmuş, sonrasında imzalanan belge bağlayıcı nitelik kazanmamış olsa da insan haklarının uluslararası alanda korunması fikri dünya kamuoyunda hiç olmadığı kadar yer almıştır. Lahey Barış Konferansları, 20. Yüzyılın ortasında gerçekleşen uluslararası düzenlemeler için atılan ilk adım olarak kabul edilir.

aaaLahey Barış Konferanslarındaki bu gelişmeye karşın I. Dünya Savaşı’ndan sonra uluslararası barış ve güvenliği sağlamak adına kurulan Milletler Cemiyeti’nin misakında insan hakları terim olarak dahi yer almamıştır. Devletlerin mutlak egemenliği ilkesinin ulus devletleri götürdüğü bu yıkıcı savaş sonrasında tesis edilmek istenen barış ortamında insan haklarının korunmasının rolü yadsınmıştır. Misakta yer almamasına rağmen Milletler Cemiyeti’nin kurulmasının devletlerce kabul edildiği Paris Barış Konferansında insan hakları tamamen tartışmanın dışında bırakılmış değildir ancak tartışmanın konusu halkların kendi kaderini tayin hakkı, azınlık hakları, işçi hakları gibi kolektif haklar olmuş, bireysel haklar burada da göz ardı edilmiştir. Misakta sistematik olarak tanımlanmamış ve düzenlenmemiş olsa da “adil ve insancıl çalışma koşulları”, “kölelik gibi suistimallerin yasaklanması” düzenlemeler yer bulabilmiştir.


aaaİnsan hakları ve özellikle işçi hakları bakımından bu dönemde kurulan en önemli örgütlerden biri Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) olmuştur. Örgüt, kalıcı bir evrensel barışın sosyal adaleti sağlamadan mümkün olmayacağı inancıyla sosyal adaleti sağlamak ve işçi haklarını gözetmek amaçlarıyla Milletler Cemiyeti bünyesinde kurulmuş ve Cemiyetin dağılmasından sonra da faaliyetlerini devam ettirmiştir. Günümüzde Birleşmiş Milletler ile bağlantılı olarak çalışmakta ve çalışma hayatına ilişkin temel haklar, fırsat eşitliği, zorla çalıştırılma yasağı gibi konuları düzenleyici uluslararası çalışma standartları belirlemektedir.

aaaİnsan haklarının uluslararası örgütler tarafından korunması bakımından yaşanan en önemli gelişmeler II. Dünya Savaşı’ndan sonra gerçekleşmiştir. Milletler Cemiyeti insan haklarının korunması bakımından yetersiz olduğu gibi temel amacı olan evrensel barış konusunda da yeterli olamamış, II. Dünya Savaşı’nı önleyememiştir. 20. yüzyılda yaşanan bu ikinci büyük trajediden sonra uluslararası barış ve güvenliği sağlamak ve insan haklarını geliştirmek amacıyla 1945 yılında Birleşmiş Milletler kurulmuş ve BM İnsan Hakları Komisyonu’nun çalışmaları sonucunda 1948 yılında BM Genel Kurulu kararıyla İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ilan edilmiştir. İki dünya savaşı arasında ve II. Dünya Savaşı sırasında birçok sivil toplum kuruluşu bu alanda çalışma yapmış ve belgeler yayınlamış olsa da çalışmaları böylesine bir kapsam kazanamamıştır. Serinin devamında Birleşmiş Milletler ve insan haklarının korunması ele alınacaktır.

Kaynakça

1. dergipark.org.tr/tr/download/article-file/394390

2. tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m1989-19896-1044

3. avys.omu.edu.tr/storage/app/public/yyavuz/73269/01-Uluslararas%C4%B1%20%C3%96rg%C3%BCtler%20Teorisi.pdf

4. insanhaklarimerkezi.bilgi.edu.tr/tr/content/33-uluslararas-calsma-orgutu/

5. insanhaklarimerkezi.bilgi.edu.tr/tr/content/25-birlesmis-milletler-genel-bilgi/

6. multeci.org.tr/wp-content/uploads/2016/12/Insan-Haklari-Beyannamesi-1.pdf