SERİ: Pangea 1

Güncelleme tarihi: Nis 2



Dünya, şimdiye kadarki en geniş mülteci problemi ile karşı karşıya. Ülkelerin politikaları ve halkların yeni gelenlere karşı tepkileri değişse de arka planda yaşanan acı değişmiyor. Bu yazımda bu sorunlarla ilgili farkındalığımızı artırmaya çalışırken sahip olmamız gerektiğini düşündüğüm bazı temel kavramları da anlatmaya çalışacağım.

Hem yerli hem yabancı kaynaklarda çokça karıştırılan mülteci, sığınmacı ve göçmen kavramlarını açıklayarak başlamak istiyorum. Bu kavramların doğru kullanılmasının hem pratik hem de teorik açıdan çok önemli olduğunu belirtmek isterim.


Mülteci nedir?

1951 tarihli Birleşmiş Milletler’in Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşmesi’nin 1. maddesinden çıkarabiliriz. Bu maddeye baktığımızda şu nitelikleri görürüz:

a) ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri yüzünden,

b) zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için,

c) vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunması,

d) ülkesinin korumasından yararlanamaması ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istememesi

e) vatansızsa ve bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunuyorsa, oraya dönememesi veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istememesi gerekir.

Yani kısaca bu insanlar, bazı mensubiyetlikleri sebebiyle vatandaşı oldukları ülkelerinde korunmasızdırlar ve silahlı çatışmadan, zulümden kaçarlar. Uluslararası korunmadan yararlanma hakkına sahiptirler.


Sığınmacı nedir?

Her mülteci sığınmacıdır ancak her sığınmacı mülteci değildir. Bu ilk başta karmaşık gelebilir ancak aslında oldukça basittir.

Sığınmacılar henüz mülteci statüsüne gelememiştir çünkü ülkeden ülkeye değişebilen prosedürler sonucunda uluslararası korumadan yararlanma talepleri henüz bir karşılık bulmamıştır.


Peki ya göçmen nedir?

Göçmenler bir zulüm veya ölüm tehdidiyle karşı karşıya değildirler. Bu insanların ülkelerinden ayrılma sebepleri daha çok iş bulma gibi ekonomik sebeplere dayanmaktadır. Yahut bazen aile birleşimi, eğitim gibi sebeplerle de olabilir. Bu insanlar her zaman ülkelerine geri dönebilirler ve orada herhangi bir korunma problemiyle karşılaşmazlar. Bu insanlar mülteci değildirler ve uluslararası korunma haklarından yararlanamazlar.

Burada özellikle mültecilerin problemlerinden bahsederken bazı ‘özel’ durumlardan bahsetmek istiyorum:

Bunlardan biri vatansız mültecilerin problemleri. Elbette bu problemlerden bahsetmeden önce vatansız statüsünün ne olduğu hakkında kısa bir bilgi vermek istiyorum.


Vatansız kişi kimdir?

1954 yılında imzalanan Vatansız Kişilerin Hukuki Statüsüne Dair Sözleşmesi’nin birinci maddesinden bu kişilerin herhangi bir ülkenin vatandaşı olmadıklarını anlarız. Dolaysıyla bu kişilerin nüfus kimlikleri, pasaportları vb. resmi belgeleri yoktur. Bu yüzden sağlık hizmeti, eğitim hizmeti gibi hizmetlerden ve çalışma imkanı gibi imkanlardan yararlanamazlar.

Vatansız olmanın birçok sebebi olabilir;

İlk olarak ülkelerin vatandaşlık hukukundaki boşluklar en büyük sebeptir. Her ülkenin hangi şartlar altında vatandaşlık kazanılıp kaybedildiğini düzenleyen yasaları vardır ve bunlar iyi düzenlenmez yahut uygulanmazsa sorunlarla karşılaşırız. Örnek olarak vatandaşlığın kuşaktan kuşağa geçtiği ülkelerde anne babası bilinmeyen çocuklar bu olumsuz sonuçla karşı karşıya kalabilirler.Yine de şanslıyız ki çoğu ülke bu çocukları vatandaş sayan yasalara sahiptir.

İkinci bir sebep de eğer bir çocuk doğum yerine göre değil aile bağları(anne baba) ile vatandaşlık kazanılan bir ülkede doğarsa ve anne babası da o ülkenin vatandaşı değilse vatansız statüsüne girer. Ayrıca kimin vatandaşlığını alt kuşaklara geçirip geçiremeyeceğini düzenleyen yasalar ayrımcı olabilir; bunun en sık örneğini kadınların çocuklarına vatandaşlıklarını geçiremediği ülkelerde görürüz. Bazense bu durum ırka, etnik kökene vs. bağlanmaktadır.

Bir diğer sebep ise yeni devletler ortaya çıkarken meydana gelir. Yeni ortaya çıkan devletler ve değişen sınırlar sonucunda belirli grupların, özellikle etnik, ırksal, dinsel bazı azınlık grupların vatansız kaldığını ve bu insanların yeni kurulan devletle ulusal bağlarını kanıtlamakta zorlandığını görürüz. Üstelik eğer ki vatandaşlık, o ülkede kuşaktan kuşağa geçen bir statü ise bu insanların vatansızlık statüleri sonraki kuşaklara da geçer.

Son olarak vatandaşlığın sonradan kaybedildiği bazı durumlardan bahsedebiliriz. Bir vata