KLİŞELERİ SEVMEYENLER İÇİN DEMOKRASİNİN GERÇEKLERİ

Güncelleme tarihi: 19 Mar

1-Tanım

1.1-Dar ve Geniş Anlamda Demokrasi: Dar anlamda demokrasi bir organizasyonda kararların veya karar alıcıların düzenli seçimlerle belirlenmesi anlamına gelir. Geniş anlamda demokrasi sadece devlet kurumu için kullanılan bir kavramdır ve devletin bazı niteliklerine işaret eder, bu nitelikler: kuvvetler ayrılığı, ifade ve toplanma gibi temel özgürlüklerin yasal güvence altına alınmış olması ve siyasi karar alıcıların dar anlamdaki demokratik usullerle belirlenmesidir. (Geniş anlamda demokrasinin ekonomik gerekleri tartışmalıdır, bazıları piyasa ekonomisinin veya merkez bankası bağımsızlığının demokrasinin gereği olduğunu öne sürerken bazıları bunların yokluğunun demokrasinin gereği olduğunu düşünür.)

1.2-Demokrasi ve Cumhuriyet Farkı: İki kavram karıştırılıyor veya birbirine yakınsayan tanımlar kullanılıyor olsa da dünyadaki demokratik olarak tanımlanan ve cumhuriyet olarak tanımlanan rejimlere baktığımızda aslında cumhuriyet kavramının demokrasinin spesifik bir türü için kullanıldığını görürüz, buna göre cumhuriyet kavramı devlet başkanlığının irsî olarak intikal etmediği devlet şekilleri için kullanılır ve devlet başkanlığının irsî olarak intikal ettiği devlet şekline de monarşi denir. Bugün birçok parlamenter monarşi cumhuriyet olarak nitelenmese de İngiltere gibileri demokrasinin beşiği olarak dahi nitelenebilmektedir.


2-Demokrasinin Faydaları

2.1-Dar anlamda demokrasinin faydaları: Demokratik mekanizmalar karar alıcıların kendilerini seçenlerin çıkarlarını gözetmesi için teşvik sağlar zira karar alıcılar tekrar seçilmek isterler. Düzenli, rekabetçi ve adil seçimlerin olmadığı ülkelerde özgürlüklerin ve kalkınma performansının istisnasız şekilde çok kötü olduğunu görürüz. Ancak seçmenler de her halükarda toplum faydasını maksimize edecek adaylara oy verme eğilimde değildir. Aksine birazdan göreceğimiz gibi bu adayları seçme konusunda genelde çok başarısızdırlar. Demokrasinin en iyi çözdüğü sorun basit, bariz, ani ve geniş ölçekli felaketlerin önüne geçmektir. Bir siyasi/toplumsal problem bu nitelikleri ne kadar taşıyorsa seçimlerle çözülme ihtimali o kadar fazladır.

2.2-Geniş anlamda demokrasinin faydaları: Seçimlerin faydalarına ek olarak yasama ve yargının bağımsızlığı ve yürütme üzerindeki denetim yetkisi güçlendikçe ve ülkedeki ifade/toplanma/basın özgürlüğü korundukça yürütmenin ve idarenin kamu yararına yahut hukuka aykırı işlemlerine mani olmak kolaylaşır. Tam da bu sebeple ülkelerin demokratiklik seviyeleri ve anayasalarının kalitesiyle özgürlük seviyeleri ve ekonomik büyüme performansları arasında yüksek bir pozitif korelasyon vardır. Gelişmiş ülkelerde her tipten insanın başa geçtiğini görürüz ancak o ülkeler her zaman yerinde durur, ekonomi uzun vadede hep makul derecede büyür ve sistem doğu tipi bir tiranlığa dönüşmez. Bunun sebebi anayasalarının kalitesidir zira anayasanın temel işlevleri devleti sınırlamak ve denetlenmesini sağlamaktır. Anayasa işlevine uygun tasarlandığında göstergeler uzun vadede iyiye gider, demokratik hükümetin ülkeyi uçuruma sürüklemesi zorlaşır. Bir anayasanın kalitesi yasama ve yürütme arasındaki ilişkinin düzenlenişiyle ilgilidir (yargıyla yürütme arasındaki ilişkinin de yasama ve yürütme arasındaki ilişkiye bağlı olduğunu göz önünde bulundurursak). Bağımsız ve halkı temsil kudreti olan bir yasama erki var mı ve bu erk yürütmenin önemli kararları keyfi şekilde almasının önüne geçebiliyor mu, kamu harcamalarının israfının önüne geçebiliyor mu, yürütmenin özgürlüğe ve kamu yararına aykırı idari işlemlerini engelleyebiliyor mu? İşte anayasanın kalitesinin başlıca göstergeleri bunlardır.


3-Demokrasinin Kusurları

Demokrasi hakkındaki pesimist argümanlar kuvvetler ayrılığı ve özgürlükler gibi geniş anlamda demokrasinin bileşenleri için değil dar anlamda demokrasi için getirilir. Demokrasinin kusurlu çalışmasına neden olan başlıca 6 faktör vardır, şimdi onlara bakalım.

3.1-Rasyonel Bilgisizlik: Seçmenler oy verdiklerin insanların neler yapıp ettikleri ve edecekleri, ülkenin durumu gibi konularda fevkalade bilgisizdir. Bilgisiz olmaları da kendileri için rasyoneldir çünkü bilgilenerek kazanacakları ya da değiştirebilecekleri bir şey yoktur. ABD'de 2014 seçimlerine ait bir ankete göre “işsizlik oranının %6’ya yakın olduğunu bilen seçmen oranı %33, obama yönetiminin sınırdışı ettiği kaçak göçmen sayısının on yıl önceye göre daha yüksek olduğunu bilen seçmen oranı %29, federal hükümetin sosyal güvenlik’e ulaşım, borç faizi ve dış yardımlardan daha fazla harcama yaptığını bilenlerin oranı %20, yoksulluk oranının yüzde 15’e yakın olduğunu bilenlerin oranı %20, dış yardımlara harcanan paranın federal bütçenin yüzde 5’ten azını oluşturduğunu bilenlerin oranı %17 olarak görülüyor. Bunun yanında seçmenlerin birçoğu (yüzde 60’ından fazlası), o dönemde senatoyu ve temsilciler meclisini hangi partinin elinde tuttuğunu bilmiyor. Hatta birçoğu devletin üç organının (yasama, yürütme, yargı) ne olduğundan ve yetkilerinden bihaber.”

3.2-Konsantre Getiriler ve Dağılmış Maliyetler: Bir demokraside seçmenlerin spesifik bir devlet eylemi veya işlemi için kendilerine yüklenen minimal maliyetleri dert ederek oy verirken bunları göz önünde bulundurma, bunlar hakkında bilgilenme/bilgilendirme ve bunları engellemek için çaba sarf etme teşviki/ihtimali hayli düşüktür. Öte yandan bu tüm topluma yüklenen maliyet küçük bir azınlığa (hatta bazen tek kişiye) fayda sağlayacaksa, a) o azınlığın bu faydayı temin etmek için lobicilik, politik bağlantı, bağış ve rüşvet gibi bilumum araçla çabalama teşviki b) oy verirken kendisine bahşedilen menfaati göz önünde bulundurma teşviki hayli yüksektir. Bu sebeple politikacıların toplum zararı pahasına çıkar gruplarını, yandaş sermayedarları ve küçük seçmen gruplarını kayırma teşviki vardır. Bu kayırmaların istihdam yaratma projeleri, sübvansiyonlar, krediler, gümrükler ve rekabet engelleyici regülasyonlar gibi farklı görünümleri vardır.

3.3- Siyasetin Bohça Benzeri Doğası: Demokratik seçimlerde spesifik politikaları değil vadedilen politikalar setlerini oylarız (ki 3.1 ve 3.5’te belirttiğimiz gibi birçok araştırma gerçek hayatta seçmenlerin oy saiklerinin çok daha irrasyonel olduğunu gösteriyor. Biz yine de şimdilik vaatleri oyladığımızı kabul edelim.) Her ne kadar demokraside (tekrar seçilme teşviki dolayısıyla) seçmenlerin arzu ve yararlarının gözetilmesinin sağlandığını söylesek de seçimi kazanan politikacının vaatlerinin tümü toplumun çoğunun onayladığı vaatler olmak zorunda değil. Seçimi kazanmanız demek sadece vaat setinizin (bohçanızın) seçildiğini gösteriyor. Demokratik prosedürlerde politikalarınızın istenebilirliğine dair kesin bir geri bildirim etkisi söz konusu değildir. Bu sebeplerle seçilmiş politikacıların seçmenlerin görüşlerini temsil etme gücü son derece sınırlıdır.

3.4- Rant Kollama: 3.2’de açıklanan sebeplerden ötürü şirketler zaman zaman kamunun zararına imtiyazlar elde edebilirler. Ancak toplumun uğradığı tek zarar devlet kayırmalarının kendisinin zararı da değildir. Ayrıca şirketler için kaynaklarını lobici aktörlere, politika içi aktörlere ve avukatlara aktarma teşviki yaratılır. Kaynakları bu faaliyetlere ayırmanın yaratacağı kayrılma getirisi kaynakları üretken faaliyetlere ayırmanın getirisinden fazla olduğu sürece şirketler paralarını ekonomiyi büyütmek yerine bu işlere harcarlar. Neticede hem rant kollama faaliyetlerine ayrılan kaynaklar hem de devletin rekabet karşıtı müdahaleleri ekonomik büyümeyi yavaşlatır ve gelir eşitsizliğini artırır.

3.5- Rasyonel İrrasyonelite: Buna rasyonel bilgisizliğin ekonomi ve siyaset bilimi için olan versiyonu da diyebiliriz. 3.1’de belirtilen sebeplerle seçmenlerin doğru politikaların neler olduğu konusunda bilgilenmek için teşviki yok. Üstelik doğru politikaların neler olduğunu belirlemek çoğu zaman son derece karmaşık olabiliyor. İktisatçılarla sıradan seçmenler arasında ekonomik sorunlara ilişkin karşılaştırmalı bir ankette çoğu konuda ortalamada ciddi görüş farklılıkları göze çarpıyor. Anket katılımcıların ekonomik sorunların ne kadar sorun olduğunu 0-2 arasında derecelendirmesini istiyor. (2=majör sorun, 0=sorun değil.) “dış yardımlar çok yüksek” için halk 1.53, iktisatçılar 0.14, “çok fazla göçmen var” için halk 1.23, iktisatçılar 0.22, işyerlerinin kârları çok yüksek için halk 1.28, iktisatçılar 0.18, iş üretkenliği çok yavaş büyüyor için halk 1.18, iktisatçılar 1.43, teknoloji işçileri işlerinden ediyor için halk 1.26, iktisatçılar 0.27, şirketler işleri okyanus ötesine (i.e, diğer ülkelere) taşıyor için halk 1.59, iktisatçılar 0.59 puan veriyor.

Ernesto Dal Bó, Pedro Dal Bó, ve Erik Eyster da seçmenlerin politikaların yakın dönemli doğrudan etkilerine yoğunlaşırken uzun vadeli ve dolaylı etkileri hesaplayamamaları durumunu bir laboratuvar deneyiyle kanıtlamıştı.

Leiser ve Shemesh’a ait How We Misunderstand Economics And Why İt Matters (2018) isimli kitap da rasyonel irrasyonelite problemlerini açıkça gözler önüne seren; seçmenlerin çok boyutluluğu, fırsat maliyetlerini, dolaylı etkileri göremeyişleri üzerine önemli psikoloji çalışmalarından.

Seçmenlerin oy verme saiklerini inceleyen birçok çalışma da seçmenlerin oy tercihlerini belirleyen esas nedenin rasyonel değerlendirmelerden çok gruplara olan psikolojik bağlılık olduğunu gösteriyor.

3.6- Hükümet Kısa Görülüğü: Seçmenler uzun vadeli sonuçları hesaplamada kötü oldukları için ve politikacılar seçim kazanmaya çalıştıkları için politikacıların uzun vadede yüksek maliyetler pahasına kısa vadede faydalı politikaları izleme teşviki söz konusudur. Yani siyasette dar anlamda demokrasi adeta miyop bir mekanizmadır. Politikada kısa vadeli ve uzun vadeli menfaatler arasında takas yapmak zorunda olduğumuz pek çok konu vardır, seçmenlerinse devletin iktisadi hayata çeşitli müdahalelerinin, müdahalesizliklerinin ve harcamalarının uzun vadeli etkilerini araştırmak için teşviki yoktur.


4-Demokrasinin Kusurları Nasıl Giderilir?

Bu konudaki önerileri üçe ayıracağım.

4.1-Devletin Sınırlanması: Birinci grup öneriler dar anlamdaki demokrasinin bu sayılan kusurlarını minimize etmek için onun karar alabilme gücünü sınırlamayı ve geniş anlamdaki demokrasinin diğer bileşenlerini (yasama, yargı, diğer anayasal kurumlar) bu sınırları korumak için daha etkin kılmayı öneriyor. Kısaca devleti sınırlamak diyebiliriz bu öneriye. Şu anki gelişmiş devletlerin bile olduklarından daha sınırlı olması gerektiğini savunanlara göre toplumsal sorunlara ve ekonomiye devlet müdahaleleri gerçek hayatta genelde işleri daha da kötüleştiriyor; bu görüştekiler otoriteryen, müdahaleci, sosyal demokrat veya sosyalist görüşleri “devletin ideal şekilde çalışacağı” hatalı varsayıma sahip olmakla eleştiriyorlar. Gerçekten ekonomistler piyasa başarısızlıklarına devletçi çözümler önerirken ya da seçmenler sosyal problemler için devleti çağırırken genelde tam bilgi ve doğru teşvikle hareket eden bir devlet varsayıyor. Alim-i mutlak ve adil-i mutlak varlıklarca yönetilseydik hukuka bile gerek kalmazdı, ama gerçek hayat devletlerinin durumunu düşününce, anayasa ve diğer kanunlar devletin sivil ve ekonomik özgürlükleri kısıtlama yetkilerini çok daha katı şekilde sınırlamalı bu görüşe göre. Devletin ekonominin kazananlarını ve kaybedenlerini belirleyememesi, rant kollama ve ahbap çavuş kapitalizminin önlenmesi sosyal bilimciler tarafından neredeyse konsensusla kabul edilen hedeflerken ticareti düzenleme, para basma, vergilendirme gibi yetkilerinin sınırlandırılması ihtilaf konusu olmayı sürdürüyor. Belki mutlak bir kanıt olmasa da 3. bölümde sayılan faktörlerin özgürlükçü ve piyasacı ideolojilerin elini güçlendirdiğini söyleyebiliriz.

4.2-Genel ve Eşit Oy İlkesinden Vazgeçme: Genel oy ilkesi tüm vatandaşların oy hakkına sahip olmasını ifade eder, eşit oy ilkesiyse her seçmenin bir tek oya sahip olmasıdır. Bazıları epistokrasi denen bir sisteme geçmemiz gerektiğini düşünür, bu sistemde oy hakkının bilgililerle sınırlanması ya da bilgililerin oy hakkının artırılması söz konusu.

4.3-Desentralizasyon: Devletin ölçeği (kapsadığı nüfus ve coğrafi alanı) küçüldükçe rasyonalitesi artıyor çünkü a) her bir oy daha önemli hale geldiği için bilgisizlik, oy kullanmamak veya sivil toplum etkinliklerine katılmamak daha az rasyonel hale geliyor. b) demokratik süreçte ölçek daraldıkça yerel ihtiyaçlar daha fazla göz önünde bulunduruluyor, sadece seçilme teşviki sebebiyle değil aynı zamanda yerel ihtiyaçların tespiti de ölçek daraldıkça kolaylaştığı için. c) seçmenlerin coğrafi aidiyet hissi ölçek daraldıkça artıyor, bu da ölçek daraldıkça siyasette olan biteni daha çok umursamalarına; bilgilenme, oy verme ve sivil toplumda aktifliğin artmasına neden oluyor.


Kaynakça

 

1. Kemal Gözler, Cumhuriyet ve Monarşi (anayasa.gen.tr) 2. Fredom House’ın ülkelerin yıllara göre özgürlük seviyesi tablosu: Country_and_Territory_Ratings_and_Statuses_1973-2022 3. GDP per capita, 1820 to 2018 (ourworldindata.org) 4. Somin, Ilya. Democracy and Political Ignorance: Why Smaller Government Is Smarter. Stanford University Press, 2016. 5. Daha fazla detay için ayrcıa bkz: Demokrasi Halka Karşı: Sosyal Bilim Gözünden Seçmenler ve Siyasetçiler – Talha Gülmez | Öncül Analitik Felsefe (onculanalitikfelsefe.com)

6. Rent Seeking and Endogenous Income Inequality - WP/01/15 (imf.org) 7. Caplan, Bryan. The Myth of the Rational Voter: Why Democracies Choose Bad Policies. Princeton University Press, 2007. 8. Bó, Ernesto Dal, et al. “The Demand for Bad Policy When Voters Underappreciate Equilibrium Effects.” 2016 9. Achen, Christopher H., and Larry M. Bartels. Democracy for Realists: Why Elections Do Not Produce Responsive Government: with a New Afterword by the Authors. Princeton University Press, 2017 10. Jones, Garett. 10% Less Democracy: Why You Should Trust Elites a Little More and the Masses a Little Less. Stanford University Press, 2020