İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN UFUKLARI-1

En son güncellendiği tarih: Oca 12


Zemin sol üstten sağ alta doğru çapraz bir şekilde kesilmiş üstte sarı zemin üzerine siyah şekilde evet yazıyor. altta ise siyah zemin üstüne sarı hayır yazıyor.
Görsel: Selçuk Hasan Karakuş

Giriş


Bu seride, ifade özgürlüğü ile onun –ifadeler hakaret içerse bile– sınırlandırılmasının azınlıktaki fikirleri ve muhalif görüşleri ne kadar olumsuz etkilediğinden ve insanlığın gelişiminin aslında çok büyük oranda ifadelerimizi açıkça söyleme özgürlüğümüze dayandığından bahsedeceğim. Daha ilk cümlemde hakaret içeren ifadeleri de bu özgürlüğün içerisinde kabul etmemiz gerektiğinden bahsederek birçoğunuzu karşıma aldığımın farkındayım. Fakat bana bu yazı dizisinin sonuna kadar izin verin, belki de doğrusunun bu olup olmadığını hep birlikte görmüş oluruz.


AİHM’nin ünlü Handyside kararında[i] belirtildiği gibi “saldırgan, şok edici ve rahatsız edici” ifadelerin bu özgürlüğün kapsamına girmesi “demokratik toplumun olmazsa olmaz unsurlarından olan; çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gereğidir.” Peki bu; saldırgan, şok edici ve rahatsız edici ifadeler nasıl oluyor da bireylerin ve toplumların gelişmesinde önemli rol alıyor.


1835 yılında, Amerika Birleşik Devletleri’nde kölelik karşıtları, Güney’deki köle sahiplerine 100.000’den fazla kölelik karşıtı broşür gönderdiler. Meslektaşına gönderdiği bir mektupta postane müdürü Amos Kendall, broşürleri “patlamaya hazır yanıcı füzelere” benzetti. Hatta daha da ileri gitti ve bu aktivistleri bastırmanın bölgelerini koruma amacı taşıdığını ve bu yapılanın vatanseverce bir eylem olacağını ileri sürdü. Haftalar içinde postane müdürleri kölelik karşıtı broşürlerin postalanmasını engellemeye başladı ve pek çok topluluk bu fikirleri ifade eden yayınları yasaklamak için yasalar çıkardı.[ii] Şimdilerde bizim için farklı konumda duran kölelik algısı, o dönem Birleşik Devletleri’n güney eyaletlerinde çok farklıydı ve insanlar -hakaretten de öte- mülklerinin doğrudan tehdit edildiği inancındaydılar. Kamu gücü kullanılarak bu ifadelerin yayılması engellenmeye çalışıldı ve insanların ifade özgürlükleri kısıtlandı. Siyahların uğradığı ayrımcılığın devam ettiği düşünülünce, belki de bu kısıtlamaların gerçekten başarılı olduğu ihtimalde kölelik kurumunun varlığını bugün de sürdürdüğünü görecektik.


Kölelik karşıtı mücadelede olduğu kadar, kadın hakları mücadelesi, LGBTİ+ bireylerin mücadelesi gibi çeşitli insan hakları mücadelelerinde de azınlık ve muhaliflerin en güçlü silahı ifade özgürlüğüdür. Bu özgürlük, zaman zaman bizi bir birey yahut topluluk olarak üzecek veya zorlayacak ifadelerin korunmasını da kapsamalıdır. Çünkü sansür ve susturma gücünü devletin eline bir kez verince, yukarıda verdiğim örnekte de olduğu gibi azınlık ve muhaliflerin ifadelerinin hakaret yahut tehdit olmadığını ispatlamak durumunda kalacağımızı tarih bize göstermiştir.


Bir sonraki yazımda; siyasi çoğulculuk, fikirlerin rekabeti ve tasarlanmış cehalet konularına değinecek seriye giriş niteliğinde olan bu yazıdaki "ifade özgürlüğü azınlıkların elindeki en güçlü silahtır" tezini genişleteceğim.

[i] AİHM, Handyside/United Kingdom, Appl. No: 5493/72, 07.12.1976 [ii] http://www.usemb-ankara.org.tr/ABDAnaHatlar/Tarih.htm#b6