İstanbul Sözleşmesi ve Modern Otoriterizm

Güncelleme tarihi: Nis 2

İstanbul Sözleşmesi 20 Mart 2021 tarihinde Cumhurbaşkanı’nca feshedildi. Bu yüzden şimdilik “Temel Hak ve Hürriyetlerin Korunması” serisine ara vererek Opuz Kararı’ndan Cumhurbaşkanı Kararı’na geçen süreci hukuki ve siyasi boyutları ile incelemeye kadar verdim.


bir grup kadın, ellerinde ingilizce sloganlar olan dövizler. Birinde ”Britanyalı kadınlar,Türk kadınlarından daha mı değersiz” yazıyor.
1967'de hak arayan İngiliz kadınları

aaaHukuki incelemeden önce hukuki incelemenin aslında neden gereksiz ve anlam ifade etmediğini açıklamak gerektiği kanaatindeyim. Türkiye’de demokratik rejim, 12 Eylül 2010 Plebisiti ile kısmen yıkılmış, devamında Cumhuriyet Halk Partisi’nin de destekleri ile 8 Haziran 2016 tarihinde yapılan anayasa değişikliğiyle birlikte milletvekilleri hedef haline getirilmiş ve 16 Nisan 2017 Plebisiti ile neredeyse tamamen ortadan kaldırılmıştır. “Demokrasi Kuramı | Kuvvetler Ayrılığı” yazısında da belirttiğim üzere Türkiye şu anda “Modern Otoriterizm” ile yönetilmektedir. Bu sistemde kuvvetler ayrılığına yer yoktur. Kuvvetler ayrılığının olmadığı yerde gücün yozlaştırdığı iktidarları ve hukuksuzlukları görmek hiç de anormal değildir. Aksine bunlara şaşırmak, yapılan işlemlerin hukuksuz olduğundan bahsetmek abesle iştigal etmektir. Türkiye’de yasama, yürütme ve yargı organları siyasal iktidar tarafından bir bir ele geçirilmiştir.


aaaBunları incelemek gerekirse, yürütme erki Recep Tayyip Erdoğan’ın elindedir. Buna söylenebilecek pek bir söz yoktur. Siyasal iktidarın hukuka uygun olarak elde ettiği terk erk budur. Ancak daha sonra, geri kalan iki erki de ele geçirmek için yapılan hamlelerin yürütme erkinin sahibini değişmeyi zorlaştırdığını söylemek mümkündür. Çünkü söz konusu erk seçim ile elde edilmektedir. Seçimlerin denetimini yapan Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyeleri, Yargıtay ve Danıştay Genel Kurullarınca seçilmektedir. Bahse konu genel kurul üyeleri, Hakimler Savcılar Kurulu (HSK) tarafından seçilmektedir. O yüzden HSK’yi ele geçiren siyasal iktidar önce Yargıtay ve Danıştay üyeleri üzerinde daha sonra da YSK üyeleri üzerinde hakimiyet kurabilir. Bu nedenle, öncelikle HSK’nin üye yapısını incelemek gerekirse üyelerin 6’sının Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından atandığını geri kalan 7 üyenin ise TBMM Genel Kurulu tarafından AKP oyları ile seçildiği görülmektedir. Ayrıca, kurulun başkanlığını Adalet Bakanı yapmaktadır. Özetle; HSK, YSK, Yargıtay ve Danıştay siyasal iktidar tarafından ele geçirilmiştir. Bunun yanında Anayasa Mahkemesi üyelerinin 7’si doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından; 5’i Cumhurbaşkanı Gül tarafından; geri kalan 3 tanesi ise AKP’nin tek başına iktidar olduğu dönemde yasama organı tarafından seçilmiştir.


aaaYSK’nin 16 Nisan 2017 Plebisitinde 1,5 milyon mühürsüz oy pusulasının kanunun açık ve amir hükmüne rağmen geçerli sayması ile İBB başkanlığı seçimlerinde tek sandığa atılan 4 oydan sadece birisini iptal etmesi Erdoğan’ın ve AKP’nin siyasal iktidarı elinde tutmak için YSK’yi araçsallaştırdığını göstermektedir.


aaaSiyasal iktidar yargı üzerinde sadece üye atayabilme gücü ile yetinmemiş Yargıtay ve Danıştay’da önce daire sayısı arttırılıp sonra azaltılarak dönemin gözde AKP’lileri olan FETÖ mensupları yerleştirilmiş, 15 Temmuz sonrasından ise bu kişiler Anayasa’ya aykırı bir şekilde azledilip yerlerine doğrudan siyasal iktidarın kontrolündeki HSK tarafından atama yapılmıştır.


aaaBunların yanında yüksek mahkeme niteliğine haiz olmayan Bölge Adliye Mahkemeleri, AKP döneminde 15 Temmuz’un hemen ardından kurulmuş ve atamaları HSK tarafından yapılmıştır. Yine 15 Temmuz sonrasında ilk derece hakim ve savcılarının 1/3’ü Anayasa’ya aykırı şekilde azledilmiştir. Söz konusu azillerin süratle yapılmasında atama sırasında istenen referanslar sayesinde oluşan "saadet zinciri" etkili olmuştur. Bugün herkesin malumu olduğu üzere ilk derece hakim veya savcılıklarda siyasal iktidara biat ettiğinizi tasdik etmesi gereken bir referans kağıdınızın olması gerekmektedir.


aaaYasama organındaki durum ise daha içler acısıdır. Muhalefet partileri ilk darbeyi, kendi içlerinden, ana muhalefet partisi olan CHP’den 2016 Anayasa Değişikliği ile almışlardır. AKP, CHP’nin de destek verdiği bu değişiklik ile birlikte Enis Berberoğlu gibi pek çok milletvekilinin yargılanmasının önünü açmıştır. (Bu arada Berberoğlu’nun CHP Milletvekili olması gibi “minik” bir ayrıntıyı atlamamak gerek.) Kılıçdaroğlu, Berberoğlu’nun tutuklanmasının ardından “Adalet Yürüyüşü” dediği çeşitli sportif faaliyetlere imza atarak TBMM Genel Kurulunda göstermesi gereken ana muhalefeti Maltepe meydanında miting ile sonlandırmıştır. Söz konusu mitinge Berberoğlu, Maltepe Cezaevinde olduğu için katılamamıştır. Olayların devamında Berberoğlu mahkum edilmiş, milletvekilliği düşürülmüş, Anayasa Mahkemesi söz konusu mahkeme kararı hakkında ihlal kararı vermiş, ilk derece mahkemesi kararı uygulamayı Erdoğan’ın açık, medyaya yansıyan telkini ile reddetmiş, Anayasa Mahkemesi bir kez daha ihlal kararı vermiş ve sonunda Berberoğlu milletvekilliğine yeniden kavuşmuştur.


aaaBu gün TBMM Başkanı Şentop’un ifade ettiğine göre 600 koltuğun olduğu mecliste 1300 tane dokunulmazlığın kaldırılması için fezleke vardır.


aaaÖyle bir ülke düşünün ki milletvekillerinin her biri hakkında 2-3 tane fezleke olsun. Çiftçisinden Genel Kurmay Başkanına kadar teröristlik ve vatan hainliği ile itham edilip, yargılansın ve mahkum olsun. Ana muhalefet partisi, siyasal iktidarın uydu partisi haline gelsin.

aaaSöz konusu tabloda üzülerek belirtmek zorundayım ki işini iyi yapan sadece Recep Tayyip Erdoğan ve AKP’dir. Siyasal iktidar gücü daimi olarak elinde tutmak ister Erdoğan ve AKP bunu çok iyi yapıyor. Eğer geri kalan öğeler bir an önce bunu öğrenemezlerse modern otoriterizmde ihtimal dahilinde olan siyasal iktidarın değişmesi diktatörlükte mevcut olmayacaktır.