Göçmenlere Yönelik Nefret Söylemi - 2

En son güncellendiği tarih: May 1


Bölüm 2 : Avrupa’da göçmenlere yönelik nefret söylemi ve nefret suçları: Almanya örneği



Nefret söylemi mi? Nefret suçu mu?

Günlük yaşantımızın birçok alanında belirli grupları hedef alan ve nefret barındıran ifadelerle veyahut eylemlerle karşılaşabilmemiz mümkündür. Kimi zaman sosyal medyada veya kamusal alanlarda kimi zamansa meclis kürsülerinde azınlıkların, etnik grupların, göçmenlerin ve daha başka farklı grupların üzerinde saldırgan ve ötekileştirici bir otorite kurulduğuna şahit olabiliyoruz. Ancak nefret söylemleri nefret suçu ile karıştırılmamalıdır. Nefret suçu hedef alınan azınlık gruba karşı aksiyon alınması ve “hırsızlık, yağma, hakaret, yaralama, öldürme ve cinsel saldırı gibi suçların işlenmesidir.” Bu saldırının amacı, saldırının hedefi olan kişinin ötesinde, mağdurun dahil olduğu gruba maddi-manevi zarar vermektir. Kişisel bir husumet olmaksızın mağdur olan kişi, nefret suçu bünyesinde mensubu olduğu grubu temsilen saldırının hedefi olabilmektedir. Birçok ülkenin ceza kanununda nefret suçuna ilişkin hükümler veya eylemin nefret saikiyle yapılmasından kaynaklı olarak cezayı ağırlaştıran yaptırımlar bulunmaktadır.

serbestçe konuşabilmek istediğini söyleyen kafalar.

aaaNefret söylemi ise çoğu zaman nefret suçuna giden sürecin başlangıç noktasını oluşturmaktadır. Nefret söylemi ve nefret suçu arasındaki ilişki düşmanca tavır içeren düşüncelerin şiddet boyutuna evrilmesidir. Ayrıca nefret söylemine ilişkin meseleler çoğu zaman ifade özgürlüğü ile de bulandırılmak istenmektedir. Oysaki bir gruba karşı takınılan düşmanca tavır, hoşgörüsüz ve tahammülsüz bir üslup ifade özgürlüğü kapsamına giremeyeceği gibi de düşünce hürriyetinin kötüye kullanımından kaynaklıdır. Aynı zamanda nefret söylemelerinde bilinçli olarak halkı kışkırtmak ve beraberinde toplumu ayrıştırmak gibi birtakım nihai amaçlar gözetilmektedir. Uluslararası alanda müşterek kabul görmüş bir nefret söylemi tanımı bulunmamakla beraber genel olarak literatürde en çok referans alınan kaynak 1997 yılında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin nefret söylemiyle ilgili aldığı Tavsiye Kararı’dır. Bu karar doğrultusunda nefret söylemi, “ırkçılık, yabancı düşmanlığı, antisemitizm, saldırgan milliyetçilik veyahut azınlık ve göçmenlere uygulanan ayrımcılık gibi düşmanlık şeklinde ifade bulan dinsel hoşgörüsüzlük dâhil olmak üzere hoşgörüsüzlüğe dayalı başka nefret biçimlerini yayan, kışkırtan, teşvik eden veya meşrulaştıran her türlü ifade” biçimini kapsayacak şekilde anlaşılacağı belirtilmiştir.

aaaGöçmenlere yönelik nefret söylemini değerlendirdiğimiz yazı serimizin bu ikinci bölümünde, Avrupa Birliği’nde son beş yıl içerisinde aşırı sağ siyasetçilerin hareket alanı kazanmasıyla beraber göçmenlere yönelik artan nefret söylemini ve göçmen karşıtlığının kazandığı şiddet boyutunu Almanya örneğinden yola çıkarak ele alacağız.


Avrupa’da göçmenlere yönelik nefret söylemi ve nefret suçları:

Almanya örneği (1990-2020)

aaa90’lı yılların Almanya sokaklarına hakim olan “Ausländer Raus!” (yabancılar dışarı) sloganı ve o yıllarda gerçekleşen aşırı sağcı grupların üstlendiği bir dizi eylem, göçmen karşıtlığının en karanlık yüzünü açığa çıkarmıştır. 1996 Lübeck Saldırısı, 1993 Solingen Faciası, 1992 Rostock Kundaklaması ve aynı yıl gerçekleşen Mölln Katliamı... Hepsinin ortak noktası göçmenlerin yaşadıkları yerlerin hedef alınmasıydı. 2004 yılında Almanya'nın Köln kentinde, halk arasında "Türk caddesi" olarak bilinen Keupstrass’de düzenlenen bombalı saldırının ve 2000-2006 yılları arasında göçmen Türk vatandaşlarını hedef alan Nasyonel Sosyalist Yeraltı (NSU) adlı neo-Nazi yapılanması olan terör örgütünün gerçekleştirdiği seri cinayetler ise aşırı sağın gölgesinde yükselen göçmen karşıtlığını ve radikal grupların işlediği nefret suçlarını tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyor.

Almanya için Alternatif (AfD) Partisi

aaaAşırı sağın siyasi kanadı olan Almanya için Alternatif (AfD) Partisi üyelerinin nefret söylemleri raporu bir hayli kabarık. Eski eş başkan Frauke Petry’in 2016 yılında bölgesel bir gazeteye verdiği demeçte, göçmenlerin ülke sınırında durdurulması ve gerekirse vurulmalarını içeren ifadesi ve bu söylemin takipçisi olan Afd Partisi başkan yardımcısı Beatrix von Storch’un Alman sınır muhafızlarının izinsiz sınırı geçen kadın ve çocuk mültecilere karşı silah kullanmasına verdiği destek siyasi alanda göçmen karşıtlığının ne derece bir şiddet boyutu kazandığının en açık örneklerinden. Aynı zamanda 2018 yılında Köln Emniyet Müdürlüğü tarafından yılbaşı münasebetiyle bilgilendirme amaçlı atılan Arapça paylaşıma Beatrix von Storch’un tepkisi ise nefret söyleminin politik alandaki bir diğer yansıması diyebiliriz. Von Storch’un sosyal medya hesabından yaptığı “Bu ülkede neler oluyor? Neden Kuzey Ren Vestfalya polisinin resmi internet sayfası Arapça tweet atıyor? Barbar, Müslüman, tecavüzcü erkek ordularını yatıştırmak için mi?” paylaşımı göçmen karşıtlığını ve İslamofobiyi körüklemesi nedeniyle kamuoyunun tepkisini çekmiş ve hakkında yüzlerce suç duyurusunda bulunulmuştur. AfD’li bir diğer isim olan ve Almanya’nın açık kapı politikasına son vermesi gerektiğini savunan Alexander Gualand’ın Almanya milli takım oyuncusu olan Jeroma Boateng’i hedef aldığı “sahadaki performansı tebrik edilebilir ancak insanlar Boateng gibi bir komşu istemeyeceklerdir” sözleri ırkçılık ve göçmen karşıtlığının bir başka örneğidir. Ana muhalefet partisi koltuğunda oturan AfD’li siyasetçilerin benimsedikleri bu düşmanca üslup ülkede nüfusları yaklaşık 20 milyonu bulan göçmenlerin yaşamlarını günden güne zorlaştırmaktadır.

Hanau Saldırısı

aaaYakın bir tarihte Almanya’da meydana gelen Hanau Saldırısı ile beraber aşırı sağcı terörün kurbanı olan göçmenlerin durumu ve mağduru oldukları şiddet eylemleri bir kez daha tartışmaların merkezine alındı. 19 Şubat 2020’de Almanya’nın Hanau kentinde göçmenlerin uğrak noktası olan iki kafeye yapılan saldırıda 9 göçmen yaşamını yitirdi. Eylemin ardından Angela Merkel’in olaya ilişkin yaptığı açıklamada ırkçılığın ve nefretin bir zehir olduğundan ve Alman toplumunda bu zehrin var olduğundan bahsetmesi oldukça dikkat çeken önemli bir noktaydı. Hanau saldırısından bir yıl önce ise mültecilerin kabulüne ilişkin kampanya yürüten Hristiyan Demokrat Birliği üyesi Kassel Bölge Valisi Walter Lübcke bir suikasta kurban gitmişti. Yaşanan bu son gelişmelerden sonra hükümet yetkilileri Doğu Almanya bölgesinde aşırı sağın radikal eylemlerinin ve göçmen karşıtlığının endişe verici bir boyut kazandığını ifade etti. Resmi rakamlara göre Almanya'da 24.000 aşırı sağcı var ve yaklaşık 13.000 kişinin şiddete meyilli olduğuna inanılıyor. Almanya İçişleri Bakanı Horst Seehofer, Lübcke Davası sonrası yaptığı açıklamada güvenlik önlemleri konusunda daha sert olunacağına ve nefret söyleminin baskı altına alınacağına dair söz verdi. Seehofer aynı zamanda aşırı sağın radikal eylemlerini “Alman