DOĞU AVRUPA’DA POPÜLİZM-2

AVRUPA PARLAMENTOSU SEÇİMLERİ IŞIĞINDA DOĞU AVRUPA’DA POPÜLİZM


Doğu Avrupa ülkelerinde sağ popülizmin yükselmesiyle Avrupa Parlamentosu’nda sağ kanat popülist grupların güç kazanması arasında paralellik vardır. Bugün sağ popülist hareketler iktidarda olmasalar da kamuoyu oluşturabilmekte ve siyasette karar alma mekanizmalarına etki edebilmektedirler. 1952’de kurulan Avrupa Parlamentosu, 1979 yılından beri üye ülkelerin vatandaşlarınca seçimle oluşturulan tek organdır. Dolayısıyla Avrupa vatandaşlarının doğrudan katılımıyla oluşturulan parlamentonun hem üye ülkelerin siyasi analizi hem de Doğu Avrupa ülkelerinde popülizm analizi için önemli olduğunu düşünüyorum. Özellikle son yıllarda şüpheci ve karşıtı düşüncelere sahip kişi ve partilerin parlamentoda yer alması Avrupa Birliği geleceği açısından bir kriz olarak değerlendirilmektedir. Bu yazıda ise Avrupa Parlamentosu seçimleri incelenecek, güç kazanan ve zayıflayan gruplara bakılacak ve Vişegrad ülkelerinin bu gruplara olan eğilimi incelenecektir. Bu bağlamda sağ kanat popülizmin Doğu Avrupa’da güç kazanma serüveni incelenmeye devam edilecektir.

aaaAvrupa Parlamentosu’nda Bağımsızlarla birlikte toplam 8 siyasal grup bulunmaktadır. 2019 seçimleri sonrası bunlar sahip oldukları sandalye sayısına göre sırayla 182 sandalye ile Avrupa Halk Partisi grubu (EPP), 154 sandalye ile Sosyalist ve Demokratların İlerici İttifakı (S&D), 108 sandalye ile Avrupa’yı Yenile (Renew Europe), 74 sandalye ile Yeşiller / Avrupa Özgür Birliği (Greens/EFA), 73 sandalye ile Kimlik ve Demokrasi (ID), 62 sandalye ile Avrupa Muhafazakarlar ve Reformistler Grubu (ECR), 41 sandalye ile Avrupa Birleşik Solu – Nordik Yeşil Sol (GUE/NGL) ve son olarak 57 sandalye ile Bağımsızlar (NI) oluşturmaktadır. Konumuz gereği yalnız sağ popülist grupların yıllar içindeki değişimine ve Vişegrad ülkelerinin bu gruplardaki varlığına odaklanacağız.

Bir beynin üzerinde nefret söylemleri pankartları karşısında tek başına oturan bir insan.

aaaSon seçimlerde radikal sağ partilerde beklenen belirgin artış gerçekleşmese ve merkez partiler ağırlıklarını korusalar da popülist partiler oylarını artırdı ve merkezdeki EPP ve S&D grupları uzun yıllar sonra ilk defa sandalye çoğunluğunu kaybetti. 2009, 2014 ve 2019 parlamento seçimleri karşılaştırıldığında seçmenin merkez partilere olan ilgisinin azaldığı ve daha küçük, alternatif gruplara yöneldiği görülmektedir. Merkezde bulunan gruplardan EPP bir önceki seçime göre sandalye oranını %35’ten %25’e geriletmiş ve S&D grubu da %25’ten %20’ye gerilemiştir. Seçim sonuçlarında popülist grupların ve çevreci grupların etkilerini arttırdığı görülmektedir.

aaaAvrupa Parlamentosu’na parlamenter gönderme oranı ülkenin nüfusuyla doğru orantılıdır. En son Brexit süreciyle toplam sandalye sayısı 751’den 705’e düşmüştür. Vişegrad ülkeleri 2004 yılından bu yana AP seçimlerine katılmaktalardır. Buna göre Çekya’nın 21, Macaristan’ın 21, Polonya’nın 51, Slovakya’nın ise 13 parlamenter gönderme hakkı vardır. Avrupa katılım ortalamasının %50,66 olduğu 2019 seçimlerinde Çekya %28,72 Macaristan %43,36 Polonya %45,68 ve Slovakya %22,74 katılım sağlamıştır. Avrupa ortalamanın altında kalmasına ve düşük katılım oranına rağmen Vişegrad ülkeleri kendi katılım oranlarını önceki yıllara göre arttırmayı başarmışlar ve beklenenin üstünde bir katılım oranına ulaşmışlardır. Öyle ki 2014 seçimlerinde katılım oranının %18,20’de kaldığı Çekya’da 2019 seçimlerine katılım %28,72 olmuştur. 2014 seçimlerine katılımın %28,97 olduğu Macaristan 2019 seçimlerine %43,36 katılım göstermiştir. 2014 seçimlerinde %23,83 katılımın olduğu Polonya’da 2019 seçimleri %45,68 olmuştur. Slovakya bir önceki yıla göre katılım oranını %13,05’ten %22,74’e yükseltmiştir.

aaaÇekya’da 2019’da çıkan sonuca bakılırsa ilk göze çarpan şeyin koalisyon hükümetlerinden Sosyal Demokrat Parti’nin (CSSD) parlamenter çıkaramadığını görüyoruz. İktidardaki diğer ve ana parti Gayrımemnun Vatandaşlar Hareketi (ANO) ise %21,18 ile en çok sandalye kazanan parti konumunda ve altı parlamenteri de yeni oluşmuş ve ALDE’nin yerini aldığı düşünülen Renew Europe grubunda bulunmakta. Bu grup merkezde olmayı hedefleyen, liberal, demokratik, refah ve sürdürülebilir bir Avrupa hedefleyen, bu bağlamda liberal değerleri benimseyen bir grup olduğunu görüyoruz. Popülist, otoriter ve milliyetçi görüşlerin AB hedeflerini baltaladığını da belirtmekte. Bu gruba 6 parlamenter gönderen ANO ise bir önceki yazıda bahsedildiği üzere 2017’de iktidara gelen, genel siyasetini yabancı karşıtlığı üzerinden yürüten sağ kanat milliyetçi ve popülist olan bir parti. Halkın Demokrasi Partisi’nin (ODS) ise 4 parlamenterini, hem AB bütünleşmesini destekleyenlerin hem de karşı çıkanların bulunduğu sağ Avrupa Muhafazakar ve Reformistler Grubu’na (ECR) gönderdiği görülüyor. Parti başkanının Petr Fiala olduğu ODS, Çekya’da ikinci büyük parti konumunda ve parti ideolojisi ise muhafazakar ve Avrupa şüpheci olarak gözüküyor. Söylemleri ile çokça dikkat çeken Tomia Okamura’nın partisi Özgürlük ve Doğrudan Demokrasi Partisi’nin (SPD) 2 parlamenterini Kimlik ve Demokrasi Grubu’na (ID) gönderdiği görülüyor. Farklı ülkelerden radikal milliyetçi partilere ev sahipliği yapan ID, ulusal egemenliği ön plana koymakta ve ulus-devleti geri plana atan politikalarıyla AB’yi çokça eleştirmektedir.

aaa2019 seçimlerinde de zirve 2010 yılından beri iktidarda olan Fidesz Partisi ve koalisyonuna ait ve %52,56 oy oranıyla 13 parlamenterini de AP’de en çok sandalyeye sahip merkez sağ EPP grubuna gönderdiği görülüyor. EPP grubu 1976 yılında kurulduğundan bugüne merkez sağ konumunu korumuş, 1999 yılından beri de parlamentoda birinci büyük grup olarak bulunmaktadır. İdeolojik olarak liberal değerleri benimseyen, Avrupa’yı vatandaşları için çok daha refah olmaya teşvik eden, küresel iklim krizi, yükselen küresel güçler, kontrolsüz güç gibi pek çok tehdit sayan EPP, bunlara milliyetçi ve popülist söylemleri de eklemektedir. Tam da bu nedenle Orban ve partisinin çokça popülist söylemleri Fidesz’in EPP’de 2019’dan bu yana parlamenterlerinin üyeliği askıya alınmış durumdaydı ve Fidesz parlamenterlerinin ifadesi kısıtlanmıştı. Karara göre politika yapımında yer alamıyor, söz sahibi olamıyorlardı. Bu yıl ise Fidesz, EPP grubundan ayrılmaya karar verdi. Orban, grubun davranışlarının demokrasiye aykırı olduğunu ve kendilerine haksızlık yapıldığını belirtti. Bundan sonra Fidesz’in hangi grupta yer alacağı ise henüz belli değil. Ancak Orban’ın PiS lideri Kaczynski ve İtalyan Lega Nord lideri Matteo Salvini ile bir araya gelerek parlamentoda yeni bir ittifak kurmaya çalıştığı konuşuluyor. Macaristan’ın bir diğer sağ kanat popülist partisi Jobbik’in ise bağımsız olarak bulunmaktadır.