Dünyadaki Güncel Sorunlar, Türkiye ve Demokratik Yeniden Yapılandırma

En son güncellendiği tarih: Oca 12

Bir halkın tüm bireylerine çevre ve kalıtım tarafından dayatılan ortak özelliklerin bütünü, o halkın ruhunu oluşturur.[1] Halkın ruhunu oluşturan özellikler 20.yy. şartları göz önüne alındığında pek değişken değildir. Zira; 20.yy. halkların etkileşimsel patlamasının son raddesi olduğundan ötürü, artık halkların ruhunu oluşturan etmenler neredeyse kalıtsallaşmıştır. Lakin artık içinde bulunduğumuz 21.yy. koşulları gereği ve imkanları aracılığıyla halkların ruhunu oluşturan çevre ve kalıtım faktörlerini birer birer değiştirmektedir. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yaşayan bireylerin çoğu artık neredeyse aynı şeyleri tüketmekte/tüketebilmekte, kendi çevresini kimi farklı çevrelere benzer kılabilmektedir.[2] İşte bu sebeple artık yaşadığımız çevreler, coğrafyalar, insanlar, olaylar, olgular, demokratik mücadeleler ve demokratik yeniden yapılandırmalar birbirine bir hayli benzemektedir.

Figürler, sığ bir sahnede, teatral olarak yandan aydınlatılmış, mürekkep gibi siyah arka plana karşı izole edilmiş. Judith'in hizmetçisi Abra, Holofernes'in boynuna bir bıçak dayamak için kolunu uzatırken sağdaki metresinin yanında duruyor; karnı üzerinde yatarken, başını suikastçisine çevirirken boynu bükülmüş, savunmasızdır.
Judith, Holofernes’in başını keserken - Caravaggio

xxxGeçtiğimiz Kasım ayında yapılan Amerikan başkanlık seçiminde kullanılan söylevler ile Türk siyasi tartışmalarında kullanılan söylevleri karşılaştıran sosyal medya kullanıcılarının yapmış oldukları benzetmeler oldukça ilginç ve esasında bir üstteki paragrafta sarf edilen, halkların ruhlarının benzeşmelerine ilişkin cümleleri kanıtlar nitelikte.[3] Dünyadaki demokratik ve siyasi eğilimlilerin gitgide birbirine benzeştiğini ve yaklaştığını gösteren bir başka örnek ise, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin; mültecileri, göçmenleri veya sığınmacıları kendi ülkesine sokmamak adına tüm sınır hattı boyunca duvar çekmesi.[4]


xxxBünyesini yaşayan tüm bireylerin oluşturduğu insanlık kavramı, bulunduğumuz tarih noktası gereği artık birbirine çok daha yakın ve bir tarafında bireysel özgürlükler diğer tarafında ise güvenlik endişesini barındıran bir su terazisine[5] benzemekte. Dünyadaki ve Türkiye’deki yaşamın sürdürebilir olması adına bireysel özgürlüklerle güvenliğe ilişkin önlemleri dengede tutmamız gerekirken Türkiye’de de diğer tüm dünya ülkelerinde olduğu gibi, popüler bir eğilim olarak, dengeyi bireysel özgürlükler aleyhine bozmaktayız. Özellikle, yaklaşık son bir yıldır sürekli olarak karşılaştığımız koronavirüs önlemleri kapsamında, hükümetlerin uygulamakta olduğu politikaların neredeyse hepsi temel hak ve hürriyetleri kısıtlayıcı ve hatta ortadan kaldırıcı nitelikte.[6] Örneğin; sokağa çıkma yasağı ve yurtlarda 14 günlük zorunlu tecrit “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı”nı (m.19), maske takma zorunluluğu “kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı hakkı”nı (m.17), şehirlerarası seyahat yasağı “yerleşme ve seyahat hürriyeti”ni (m.23), camilerde namaz kılma yasağı “ibadet hürriyeti”ni (m.24), iş yerlerinin kapatılması “mülkiyet hakkı”nı (m.35) ve “çalışma ve sözleşme hürriyeti”ni (m.48), icra takiplerinin ertelenmesi “hak arama hürriyeti”ni (m.36), okulların tatil edilmesi “eğitim ve öğretim hakkı”nı (m.42), işçi çıkarma yasağı “sözleşme hürriyeti”ni (m.48) ihlâl eder niteliktedir.[7]Peki acaba güvencesini uluslararası sözleşmeler ve Anayasamızdan alan temel hak ve hürriyetlerin bu denli kısıtlandığı bu süreçten hangi demokratik yeniden yapılandırmalar ile çıkmalıyız?


xxxBu sorunun cevabını Türkiye açısından değerlendirecek olursak öncelikle yapılması gereken hukukun temel kavramlarından ikisi olan normlar hiyerarşisini ve suçta ve cezada kanunilik ilkesini yeniden hatırlamaktır.[8] Zira bu iki temel kavram göz önüne alınmaksızın yapılan her işlem hukuki güvenilirliği düşürmekte ve mahkemeler için fazladan dava yükü oluşturmaktadır.


xxxÜst paragrafta bahsedilen sorunların yanında esasen üstüne düşünülmesi gereken bir başka konu, içinde bulunduğumuz süreçle beraber daha net bir şekilde farkına vardığımız, mevcut sistemin neden yeterince iyi işlemediği konusudur. Evet, var olan sistemin iyi işleyip işlemediği temelde göreceli bir düşünce, lakin hem siyasi aktörler hem de halk tabanında bulunan demokratik yeniden yapılandırma talebi göz önüne alındığında bu varsayımın gerçek dışı olmadığının idrakine varmamız pek de zor değil.[9] Mevcut sistemin iyi işlemediği varsayımının kabulünün neticesinde ise varacağımız sonuç kısa vadede demokrasimizi ve büyük ihtimalle orta ve uzun vadede Anayasamızı yeniden yapılandırmamız gerektiği olacaktır.


xxxAslında ifade edilen sorunlar yeni veya bir anda ortaya çıkan sorunlar değildir. Mümtaz Soysal’ın 1969 yılında yayımlanan Dinamik Anayasa Anlayışı[10] adlı eseri, demokrasi ve anayasa tarihimize ilişkin bir tespitle başlar. Soysal’a göre, “Anayasa sözünün bıkkınlık verecek kadar sık kullanıldığı başka bir toplum bulmak herhalde çok güç. Türk toplumu, her tartışmasında, her yazısında, her söylevinde ‘anayasa’ sözünün edildiği bir toplum oldu.”[11] Tarihsel perspektif içinde, Anayasa serüvenimizi dikkate aldığımız vakit, Soysal’ın yanılmadığı, bu yazıyı yazdığım tarih olan Aralık 2020’de bile halen Anayasadan bahsediyor oluşum ile kanıtlanmış oluyor. Türkiye olarak bulunduğumuz noktada halen Anayasa sözünü sıklıkla kullanıyor ve demokratik yeniden yapılandırmalara ihtiyaç duyuyoruz.


Peki Türkiye’deki mevcut sistemi iyileştirmek için neler yapabiliriz?

xxxKanaatimce mevcut Anayasamız ile bir süre daha devam etmemiz kısa vadede bizler için sorun oluşturacak bir durum değil. Mevcut Anayasa ile devam ederken parlamentonun yasama fonksiyonun güçlendirilmesi, vekillerin Avrupa’daki mevkidaşlarına kıyasla sahip olduğu mali, cezai ve hukuki ayrıcalıklarından arındırılması ve meclisin demokrasiyi ve neticesinde tüm sistemi denetleyeceği imkanların artırılması, kısa vadede sonuç verebilecek basit ancak etkili çözümlerdir.

xxxSonuç olarak tüm dünya ve Türkiye için gerekli olan yenilenmiş ve taze bir demokrasi anlayışı, şu anda yeniden yapılanma sürecindedir. Mevcut koronavirüs süreci atlatılana kadar dünya çapında demokratik beklentiler açısından gözlem yapılması ve bu gözlemlerin sonuçları ile temel hak ve hürriyetler ile güvenlik dengesi üzerinde değerlendirmeler yapılarak demokratik öncüllerin belirlenmesi gerekmektedir. Tüm bu çabanın neticesinde ise demokratik yeniden yapılandırma sürecinin işletilmesi gerekmektedir.