COVID-19 MÜDAHALELERININ İNSAN HAKLARI BOYUTU

En son güncellendiği tarih: Oca 12

Kadınlar ve Kız Çocukları Üzerindeki Orantısız Etkilerin Ele Alınması


Kaynak: Human Rights Watch. Human Rights Dimensions of COVID-19 Response, March 19. © 2020 by Human Rights Watch (https://www.hrw.org/news/2020/03/19/human-rights-dimensions-covid-19-response#_Toc35446578) Çeviren: Dila Küçükali



Salgın hastalıkların sonuçları çoğu zaman cinsiyet temelinde şekillenerek doğabiliyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü, 2014 Ebola virüsü salgın hastalığının ve 2015–2016 yıllarında sivrisinek kaynaklı Zika virüs salgınının kadınlar ve kız çocukları üzerinde özellikle zararlı etkileri olduğunu ve uzun süredir devam eden cinsiyet eşitsizliğini güçlendirdiğini ortaya çıkardı. Haber bültenleri ve halk sağlığı analizleri incelendiğinde COVID-19'un da kadınları çeşitli hallerle ve orantısız bir şekilde etkilediği görülmekte.

COVID-19'a maruz kalan hamile kadınlara özgü riskler henüz pek açık olmasa da salgın, cinsellik ve üreme sağlığını ve bunlara ilişkin hakları olumsuz yönde etkileyebilir. Aşırı yüklenen sağlık sistemleri, kaynakların yeniden tahsis edilmesi, tıbbi malzeme eksikliği ve küresel tedarik zincirlerinin bozulması kadınların doğum kontrolüne, doğum öncesi-sonrası ve doğum bakımına erişimine zarar verebilecektir. Emzirme yoluyla bebeğin enfekte olma riski bilinmemekle birlikte, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu bu konuda hasta olan ve emziren annelerin bebeklerinden ayrılmaması gerektiğini tavsiye etti. Sierra Leone’deki Ebola salgını gibi geçmişte yaşanan epidemilere [1] baktığımızda da doğum öncesinde ve annelikte rutin olan bakıma ulaşılabilirliğin etkilendiğini ve kadınların önlenebilir anne ölümleri veya hastalıkları için daha fazla risk altında bırakıldığını görüyoruz.

Çin’deki basın raporları ise karantina altında aile içi şiddetin arttığını gösteriyor. Krizler ve tecrit altında tutulma durumları; artan stres, sıkışıklık, zorlu yaşam koşulları ve toplum destek mekanizmalarındaki bozulmalar gibi nedenlerle aile içi şiddet vakalarını daha fazla tetikleyebiliyor. Krizler genellikle, kadınların istismardan kurtulma imkanlarını daha da kısıtlayabiliyor ve mağdurları, istismarcılardan uzakta, güvenli barınma hizmetlerine ve onları istismardan korumakla sorumlu hizmetlere erişimini engelliyor.

Dünya genelinde kadınlar, erkeklerin neredeyse 2,5 katı kadar ücretsiz bakım ve ev işi yapmakta. Okullar kapandığında ise ek bakım sorumlulukları ile erkeklere göre daha fazla karşı karşıya kalıyorlar ve bu da ücretli istihdamı sürdürmeyi daha da zorlaştırıyor. Küçük çocuklu aileler üzerinde oluşacak büyük etki potansiyeline karşı Japonya, okullar kapalı olduğu sürece çocuklara bakmak için ücretli izin alan işçilerin çalıştığı işletmelerin maliyetlerini dengelemeyi teklif ederek -teklif edilen miktar az da olsa- karşılık verdi. İtalya da evde kapalı kalmanın çocuklu aileler üzerindeki etkilerini azaltmak için önlemler almayı düşündü. Bunlar, acil olan ücretli ebeveyn ücretleri veya okulların kapalı olduğu uzunca süreçte çocuk bakımı için harcama yapması gereken ve 12 yaşına kadar olan çocukları (veya yaş sınırı olmadan engelli çocukları) olan aileler için makbuz uygulamalarını içeren önlemlerdi.

Bazı bölgelerdeki kadın işçilerin %95 kadarı, COVID-19 gibi bir krizin kazançlarını tahrip etmesi durumunda, iş güvenliğinin ve güvenlik ağının olmadığı kayıt dışı sektörlerde çalışmakta. Söz konusu kayıt dışı çalışmalar, karantina, sosyal mesafe ve ekonomik yavaşlamadan zarar görmesi muhtemel sokak satıcılığı, mal tüccarlığı ve mevsimlik işçilik gibi birçok mesleği içermektedir. Kadınlar, COVID-19'la verilen mücadelede en ağır darbeleri alan yerler arasındaki hizmet sektörlerinde de aşırı temsil edilmektedir.

Dünya çapında, sağlık ve sosyal hizmet sağlayıcıların %70'i kadınlardan oluşuyor. — yani kadınlar COVID-19'un yayılmasını önlemek için ön saflarda yer alıyor ve sağlık sektöründeki çalışmalarla virüse çok daha fazla maruz kalıyorlar.

Topluluklarda sağlık çalışanlarının karşılaştığı virüse maruziyet korkusu, bu sektördeki kadınların insanlardan kaçındırılmasına ya da kötü damgalanmalara yol açabilir ve bu da kendilerinin ve ailelerinin sağlığını koruma çabalarına ekstra bir yük getirebilir. Örneğin bu durum, ön saflarda savaşırken çocuk bakımına erişmeye veya onları güvende tutmaya çalışırken kendini gösterebilir.

Bazı kadınlar bakım sektöründe göçmen ev işçisi olarak çalışıyor. Bu kadınların çoğu, normal zamanlarda dahi kötüye kullanılan istihdam koşullarına karşı savunmasızlar ve istismar, işini kaybetme, yeterli koruma olmadan hasta bakıcılık yapma veya bir kriz sırasında evine ulaşamama gibi yüksek risklerin altındalar. Ayrıca kendi sağlıklarını korumak için de çeşitli engellerle karşılaşabiliyorlar.

Sosyal mesafelendirme aracı olarak evden çalışmaya (okul ve iş için) doğru yönelme de kadınlara ve kız çocuklarına orantısız bir şekilde zarar verebiliyor. Bazı ülkelerde, kadınların internet erişimine sahip olma olasılığı erkeklerden %31 daha azken ve dünya genelinde akıllı telefonlara sahip kadın sayısı, erkeklerden yaklaşık 327 milyon daha az. Kadınlar internete erişime sahip olsalar bile, cinsiyet eşitsizlikleri onları maliyet, sosyalleşme ve aile baskısı gibi nedenlerle daha az kullanmalarına sebep olabiliyor.

Tavsiyeler:

  1. Yetkililer, toplumsal cinsiyete dayalı etkileri azaltmak ve müdahalelerin toplumsal cinsiyet eşitsizliğini sürdürmemesini sağlamak için adımlar atmalıdır.

  2. Eğitim çevrimiçi platforma taşındığında, hükümetler ve eğitim sağlayıcıları, öğrencilerin çevrimiçi kurslara katılımının ve bunun sürdürülebilirliğinin toplumsal cinsiyete dayalı bir etkiye takılıp takılmadıklarını izlemeli. Katılımların düşmesi durumunda kadınların ve kız çocuklarının katılımını sürdürmeye veya yeniden katılımlarının sağlanmasına ilişkin stratejileriyle hızlı bir şekilde yanıt vermelidir. Ayrıca, okulların kapalı olduğu süreçte ek bakım işleri alabilecek kadınlara yönelik iş kaybı risklerini de ele almalıdırlar.

  3. Salgından etkilenen işçilere yardımcı olmak için tasarlanan tedbirler, çoğunluğu kadın olan kayıt dışı iş ve hizmet sektörlerindeki işçilere yardımı sağlamalıdır.

  4. Hükümetler, aile içi şiddet mağdurlarının hizmetlere nasıl erişebileceğini ele alan kamuoyu bilinçlendirme kampanyaları sağlamalı ve hareket kısıtlamaları veya karantina altındaki alanlarda yaşayanlar ve COVID-19 bulaşmış olanlar da dahil olmak üzere tüm aile içi şiddet mağdurları için hizmetlerin erişilebilir olmasını sağlamalıdır.

  5. Hükümetler ön saflarda çalışan sağlık ve sosyal hizmet bakım işçilerini, bu işçilerin çoğunlukla kadın olduklarını kabul ederek desteklemelidir. Bu destek, kendi aileleri içinde hasta bakıcı olarak ihtiyaçlarının ve toplumsal dışlamanın kendileri ve aileleri üzerindeki etkisini de dikkate almalıdır.

  6. Göçmen ev işçileri için hem kaynak hem de hedef ülkeler, göçmen ev işçilerine karşı kötü niyetli çalışma koşullarını önlemek ve COVID-19'un yönetimiyle ilgili onlara yardım sağlamak amacıyla özel önlemler almalıdır.

  7. Hükümetler ve uluslararası organlar COVID-19'un hamile kadınlar üzerindeki etkisini yakından izlemeli ve pandeminin kadın ve kız çocuklarının cinsel ve üreme sağlığı hizmetlerine erişim hakkı üzerindeki etkisini hafifletmek için harekete geçmelidir.

[1] Belirli bir coğrafi alandaki nüfus içinde hızla yayılan bulaşıcı hastalık salgını.