Anayasa Mahkemesi | Berberoğlu Kararı

Güncelleme tarihi: 20 Mar

Anayasa mahkemelerinin ya da daha kapsayıcı bir ifade ile anayasa yargısının varoluş nedeni, kuvvetler ayrılığı prensibinin erklerinden birini teşkil eden sınırsız yasama iktidarını kontrol altına almaktır.

aaaAnayasa yargısı düşüncesinden evvel de bazı yüksek mahkemeler oluşturulmuş ve bunlara çeşitli görevler vermiştir. Bu görevlerden bazılarını Türk Anayasa Mahkemesinde de görmek mümkündür. Örneğin; Anayasa Mahkemesi aşağıda inceleyeceğimiz anayasa yargısından doğan görevi dışında Yüce Divan sıfatıyla belirli kişileri yargılamak, siyasi partilerin mali denetimini yapmak ve parti kapatma davalarına bakmak gibi görevleri de yürütmektedir.

aaaAsli görevi olan yasama erkinin denetimi açısından bakıldığında ise Kıta Avrupası hukuk sisteminde anayasa yargısının doğuşu, normlar hiyerarşisi teorisinin ortaya atılması ile zamansal ve mekânsal olarak korelasyon içerisindedir. Bu sistemde ilk olarak 1920 yılında anayasanın bekçiliğini üstlenmek üzere Avusturya Anayasa Mahkemesi kurulmuştur.

Avusturya Anayasa mehkemesinin ön cepheden görünümü, önünde bir büyük heykel bulunmakta
Avusturya Anayasa Mahkemesi (Verfassungsgerichtshof)

aaaBunun yanında Anglo-Sakson hukuk sisteminde anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcı gücü ilk olarak 1610 yılında İngiltere’de kabul edilmiştir. Söz konusu ülkenin günümüzde de şekli anlamda kanun üstü bir normu olmadığı gibi bahsi geçen tarihte de “anayasa” olarak nitelendirilebilecek bir hukuk kuralı yoktu. Ancak Bonham Kararı ile birlikte ortak hukuka uygunluk kanunların geçerliliği için ön şart sayılmıştır. Söz konusu davada Cambridge mezunu Thomas Bonham Londra’da çalışacak hekimlerin çalışma izinlerini veren, bu alanda düzenlemeler yapmaya ve gerektiğinde de ceza vermeye yetkili Londra Kraliyet Hekimler Akademisinin lisans vermemesine rağmen Londra’da çalışmak istemesi sonucunda tutuklanarak cezaevine konulur ve para cezasına çarptırılır. Daha sonra, Bonham açtığı davada Akademi’nin hem kural koyucu hem de yaptırım uygulayıcı olamayacağına dair bir savunma yapar. Akademi ise bunun aksine yasal yetkisini kullandığını öne sürer. Bunun üzerine Yargıç Coke; hiç kimsenin kendi davasında ne savcı ne de hâkim olamayacağını, böyle bir düzenlemenin tarafsızlık ilkesi ile bağdaşmayacağını, “kendi davasında yargıç olmamak” ilkesinin bir Ortak Hukuk ilkesi olduğunu belirterek Ortak Hukuku kanunların geçerliliği için geçilmesi gereken bir duvar olarak yasama erkinin önüne çekmiştir. Yargıç Coke’un Ortak Hukuka uygunluk konusunda koyduğu kriter ise şöyledir: “Ne zaman ki bir kanun ortak yarara ve akla aykırı olur ya da hukukun amacına aykırılık teşkil eder veya gerçekleştirilmesi imkânsız bir konuyu düzenlerse artık kanunun Ortak Hukuka uygunluğu sorgulanabilecek ve geçersizliği ilan edilebilecektir.” Bu karar üzerine “İngiliz Yargıçlarının kralın tahtının altında yatan aslanlar olmadığı anlaşıldı.” yorumu yapılmıştır. Yargısal aktivizm ve anayasa yargısı anlamında Amerikan hukukundaki önemli bir dava ise 1803 tarihli Marbury v. Madison’dır.

aaaKıta Avrupası hukuk sistemi ile Anglo-Sakson hukuk sistemi arasındaki en büyük fark anayasa yargılamasının işletileceği görevli mahkemededir. Kıta Avrupası hukuk sisteminde, söz konusu denetimi yapabilmesi için özel bir mahkeme (Anayasa Mahkemesi) kurulması gerekirken Anglo-Sakson hukuk sisteminde bidayet mahkemeleri anayasallık denetimini bizzat yapmaktadır. Buna bağlı olarak ortaya çıkan bir diğer fark mahkemelerin vermiş olduğu kararların bağlayıcılık gücü ve etkisidir. Anglo-Sakson hukuk sisteminde bidayet mahkemesinin vermiş olduğu karar taraflar açısından bağlayıcı olup ancak onlar arasında etkili iken özel mahkeme sisteminin kurulduğu Kıta Avrupası hukuk sisteminde anayasa mahkemesinin anayasa yargısına ilişkin vermiş olduğu karar sanki bir menfi yasama faaliyetiymişçesine herkes açısından bağlayıcı olur. Anayasa mahkemesinin vermiş olduğu karar ile birlikte söz konusu yasama işlemi hukuk alanından tasfiye edilir. Aynı etkiyi Anglo-Sakson hukuk sisteminde yüksek mahkemelerin anayasallık denetimine ilişkin vermiş olduğu kararlar için de söyleyebiliriz. Bu durumda dahi hukuk kuralı varlığını sürdürür ancak uygulayıcılar bunu zorunlu olarak göz ardı ederek uygulamazlar.

aaaKıta Avrupası hukuk sistemine Türk hukuku perspektifinde bakmak gerekirse 1876 yılında yürürlüğe girmiş olan ilk Türk Anayasası Kanun-u Esasi’nin 115’inci maddesinde “Hiçbir sebep veya bahane ile anayasanın bir maddesi tatil veya icradan iskat edilemez.” denilerek anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcı gücü vurgulanmıştır. Ancak buna ilişkin bir yaptırım mekanizması getirilmiş değildir. 1915 yılında Halep Mebusu Artin Boşgezenyan Efendi tarafından mahkemelerin önlerine gelen davalarda anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkelerini gözetmesi gerektiği fikrini öne sürerek “Anayasaya Aykırılık İddiasının Ciddi Görülmesi Halinde İlgili Kanunun İhmal Edilmesi Hakkında Kanun” adında bir kanun teklifinde bulunmuştur. Ancak söz konusu kanun teklifi reddedilmiştir. Artin Boşgezenyan Efendinin aklında Anglo-Sakson hukuk sistemine uygun bir anayasa yargısı fikri olduğu kanun teklifinin adından anlaşılmaktadır.

aaa1924 Anayasasının 103’üncü maddesine göre “Anayasanın hiçbir maddesi hiçbir sebeple savsaklanamaz ve işlerlikten alıkonulamaz.” hükmü ile yine aynı hususlar vurgulanmıştır ancak görüldüğü üzere 1924 Anayasası da herhangi bir anayasa mahkemesi teşkil etmemiş veya anayasa yargısına dair bir usul belirlememiştir. Bu dönemde kanunların yargısal denetimine ilişkin ilk örneğin 15 Ocak 1927 ve 16 sayılı İstanbul 4. Asliye Hukuk Mahkemesi kararı olduğu görülmektedir. Uyuşmazlığı doğuran olay kanun tarafından yetkilendirilmiş İspirto ve Meşrubat şirketinin bir otele ait içkilerin kaçak olduğundan bahisle müsadere ve para cezası kararından doğmuştur. Otel sahibinin itirazı üzerine yerel mahkeme şirket tarafından müsadere edilen malların iadesine para cezasının ise men’ine karar verilmiştir. Yargıtay tarafından karar bozulunca yerel mahkeme anayasaya aykırı bir kanunun mahkemeler tarafından uygulanamayacağını belirterek direnme kararı vermiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ise ilgili kanunun anayasaya aykırı olmadığını tespit etmekle birlikte anayasaya aykırı kanunların mahkemeler tarafından ihmal edilmesi gerektiği hükmüne değinmemiştir.

aaa1931 yılında Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bir başka kararında bir hâkimin yargı yetkisini kullanırken herhangi bir kanunu o kanunun anayasaya aykırılığından söz ederek uygulamaktan kaçınamayacağını hükme bağlamıştır.

aaa1961 Anayasası ile Anayasa Mahkemesi kurulmadan önce anayasa yargısına dair son deneme Akşehir Hakimi Refik Gür’den gelmiştir. Yargıç Gür’ün vermiş olduğu karar Yargıtay tarafından bozularak bu deneme de bertaraf edilmiştir.

aaaTürk hukukunda anayasallık denetimi iki şekilde yapılabilir. Bunlardan birincisi soyut norm denetimi olarak adlandırılan iptal davasıdır. Bu davayı iptali istenen hükmün Resmi Gazete'de yayımlanmasından itibaren altmış gün içinde Cumhurbaşkanı, TBMM’de en fazla üyeye sahip iki parti grubundan her biri veya en az 120 milletvekili tarafından açılabilir. İkincisi ise somut norm denetimi olarak adlandırılan itiraz yoludur. Bu durumda bidayet mahkemesinde görülmekte olan bir davaya uygulanacak olan hükmün anayasaya aykırı olduğu düşünülüyorsa konuyla alakalı karar vermesi için dosyası Anayasa Mahkemesine gönderir.

solda kesişen iki daire küme, kesişim kısımları gri, sol dairenin kesişmeyen bölgesi siyah üzerinde anayasa yazıyor, sağdaki dairein kesimeyen bölgesi pembe renkte üzerinde AİHS yazıyor. Sağdaki görselde iç içe geçmiş iki daire, Büyük dairenin içindeki küçük dairenin rengi pembe içinde AİHS yazıyor. küçük dairenin kaplamadığı yerler gri ve Anayasa yazıyor.
Bireysel Başvuruya Konu Haklar

aaaZaman içinde anayasacılık faaliyetinin bir diğer kanadı olan temel hak ve hürriyetlerin korunması görevi de anayasa mahkemelerine verilmiştir. 1982 Anayasasında 2010 yılında yapılan bir değişiklikle “Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.” hükmü eklenmiştir. Böylece bireysel başvuru yolu Anayasa Mahkemesi nezdinde de kabul edilmiştir. Çünkü daha öncesinde bireysel başvuru Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bünyesinde gerçekleştirilmekteydi.

aaaSöz konusu hüküm diyagrama döküldüğünde esasen sol taraftakinin anlatılmaya çalışıldığı görülmektedir. Ancak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde (AİHS) olup Anayasa’da olmayan herhangi bir hüküm olmadığı için pratikte durum sağdaki diyagram gibidir. Anayasa’nın tanıdığı hak ve hürriyetlerin bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesi önüne getirilememesi bireysel başvuru yolunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gidecek dosyaların ayıklanması amacıyla getirildiğinin bariz kanıtlarından biridir.

 

aaaBu yazıda ilk olarak, karşılaştırmalı hukuktaki Anayasa Yargısının özelliklerinden bahsettim. Ardından konumuz perspektifinde Türk Anayasa Yargısına başvuru usullerini inceledim. aaaBireysel Başvuru hususunda belki de verilmiş en önemli kararlardan biri olan Enis Berberoğlu Başvurusunu da bu yazıda ele alacaktım ancak Anayasa Mahkemesi tarafından konuyla alakalı verilen ikinci ihlal kararının etkisi henüz doğmadığı için biraz daha ertelemeyi uygun gördüm. “Temel Hak ve Hürriyetlerin Korunması” serisinin bir sonraki yazısı “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi | Demirtaş Kararı” olacaktır.